ŞÜKRAN GÜNAY’IN“GELİYORLAR” ADLI HİKÂYE KİTABI Abdullah Çağrı ELGÜN

May 16, 2022 by

ŞÜKRAN GÜNAY’IN“GELİYORLAR” ADLI HİKÂYE KİTABI Abdullah Çağrı ELGÜN

ŞÜKRAN GÜNAY’IN“GELİYORLAR” 

ADLI HİKÂYE KİTABI

Abdullah Çağrı ELGÜN

HAYATI HAKKINDA: 

Aydın ilinin Germencik ilçesinde dünyaya geldi.

1966-1967, Denizli Kız İlköğretmen Okulunu bitirdi.

1967-1972 yılları arasında köy okullarında ilkokul öğretmeni ve yöneticisi olarak çalıştı.

1972 yılının Ağustos Ayında Almanya’ya işçi olarak geldi. Halk okullarında Almanca öğrendi.

1975-1976 öğretim yılında çok sevdiği öğretmenlik mesleğine yeniden başladı.

1990-1991 yıllarında Anadolu Üniversitesi Eskişehir Açık Öğretim Fakültesi İktisat Fakültesinden Lisans Diploması aldı. Türkçe ve İslâm Dersleri Öğretmeni olarak çalışan Şükran GÜNAY, İki kızı bir oğlu olup, Almanya’nın Nürnberg şehrindeki bir İlkokulda görevini öğretmen olarak sürdürmektedir.

Bavyera Öğretmenler Birliği Yabancı Öğretmenler Temsilcisi, Nürnberg Türk Veliler Birliği Dernek Başkanlığı, Nürnberg Türk Dernekleri Koordinasyon Kurulu, Eğitim Görevlisi olarak üstlendiği bir çok sosyal faaliyetleri bulunmaktadır.

Çeşitli Antolojilerde, yurt içi ve yurt dışı yerel dergi ve gazetelerde şiirleri yayınlandı. İnternet ortamında Genel Ağ Sistemleri içerisinde şiirleri okuyucuyla buluşmaktadır.

Henüz yayınlanmamış bir çok çalışması bulunan Şükran GÜNAY, Boğaziçi Üniversitesi, Görme Engelliler Teknoloji ve Eğitim Merkezi Kütüphanesinde kullanılmak üzere ÇILGIN TÜRKLER (Turgut ÖZAKMAN’ın) 2006 yılında bilgisayarına sesli okudu. Yetkililere CD olarak ulaştırdı.

İslâm’da Kadının Rolü, Türkiye’de Kadın, Prof Dr. Beyza BİLGİN’in eserini yine aynı amaçla sesli okudu.

Şükran GÜNAY: “Öğretmenim, öğrenenim; öğrenmenin eşiğindeyim” diyor.

“Geliyorlar” İlk hikâye kitabıdır.

KİTAPTA GEÇEN HİKÂYELERİN KONULARI:

“En Değerli Miras; Geliyorlar; Gavur Hasan, Sabah Güneşi Çişliye, Akşam Güneşi Güzele Gelir; Tütün tarlası; Babalar Babacıklar; Ana Kucağı Baba Ocağı; İnsan Olmanın Milliyeti Yok; Genç Anne ve Babalar; Gönül Gözü ile Görmek; Uyuyamadım Öğretmenim; Üzüm Gözlü Alfred; Nürnberg’te Yeni Yıla Girerken; Sevgi Kaşıkları; Yabanda Oruç Ayı; Kurban Bayramı; Otuz Dokuz Yıl Önce; Ramazan Davulu; Günümüzde Kadın Olmak; Şükran GÜNAY”

KİTAP HAKKINDA:

GÜNAY, Şükran; GELİYORLAR,  Etki Yayınları, Mürselpaşa Cad. Mithat Postacı İş Hanı No: 18/2 Basmahane/İZMİR,  Eylül 2009; s.112 ve  İSBN: 978 605 5757 39 7  numarası ile piyasaya sürülüyor. 

Şükran GÜNAY’ın kitabı Almaya, Türkiye/ Ankara’da Taceddin Dergahında Ramazan Etkinlikleri çerçevesinde İLESAM (Türkiye İlim ve Edebiyat Eserleri Sahipleri Meslek Birliği) sıtandında yapılan İMZA GÜNÜ ile okuyucuyla buluşmuştu. Kendisiyle orada uzun bir konuşma fırsatı bulduk. Yanında Asuman Soydan ATASAYAR Hanım da vardı. Kitaplarını imzalıyor.Okuyucuyla sohbet ediyorlardı. Bu arada kendileriyle uzun uzun sohbet edip fikirlerimizi birbirlerimize aktarma fırsatı yakaladık. Elime imzalanıp verilen bu kitabın tanıtımını yapacağıma dair sözümü tutuyorum. Yazar’ın kitabı tamamen kendi bilgi, tecrübe, deney ve kazanımlarının ürünü…

 

Yazar, kitabının önsözüne “Merhaba!” sözüyle başlayıp kitabın içindeki hikâyelerin kaynakları hakkında açıklayıcı bilgilere yer veriyor.

Yazar, geçmişte dedesi, anne ve babası ve diğer büyüklerinin yaşarken verdikleri hayat mücadelesini konu olarak ele alıyor. Bunları, kıssadan hisse, nüktedanlığında eserine işliyor. Bu kıssadan hisseler hikâye olmaktan çok, yazarın anlatımlarıyla birer hatıra (anı), örneği olarak algılanabilir. Bu kitap, hikâyeden çok hatıra türü içerisinde incelenmelidir. Kısa kısa tutulan günlükler. Hafızalarda yer etmiş güzel anılar. Aklımızdan çıkmayan güzel hatıralardır. Kitaptakiler de öyle…

Şükran GÜNAY bu kitabıyla, daha çok, geçmişte yaşanan hatıraları büyük bir gayret ve titizlikle inceliyor. Unutamadıkları hatıraları, görebildiklerini bize kendi gözlüklerinin çerçevesi arkasından aktarıyor.

Bu arada kendisine büyük bir gayret ve fedakarlıkla babalık ve annelik yapan aile reislerini unutmuyor. Onlara sonsuz teşekkürlerini ilettikten sonra kendisi gibi resim yapan şair arkadaşı Asuman Soydan ATASAYAR ile buluşuyor. Kendisine ablalık eden resim öğretmeni ve karakalemle resim yapmasını öneren can dostu, Asuman Soydan ATASAYAR’ın kitabının resimlerini yaparken içindeki hikâyeleri de büyük bir aşk ile okuyup bitirdiğinden bahsediyor.

Kendisine bu eserin hazırlanmasında yardımlarını esirgemeyen dostlarına sonsuz saygı selam ve şükranlarını belirterek teşekkürlerini sunmaktadır.

EDEBÎ KİŞİLİĞİ

Sanatçının hikâyelerinde kullandığı dil: Halk dili, Ege Bölgesinin çarşıda pazarda kullandığı, saf, katıksız, sade, külfetsiz, arı ve güzel Türkçedir. GÜNAY’ın eserinde, halk deyişlerinden yararlanmış olduğunu söyleyebiliriz.

Halk edebiyatımız ürünlerinden Hacivat ile Karagöz, Orta oyunu, Meddah, halk hikâyeleri ve fıkraları, sanatçının eserlerinde yararlandığı önemli kaynaklar arsında yer alıyor.

Eskilerde Pedegojik bir formasyonu yerine getiren ve bizi biz eden değerlerin en önemli mirası halk masalları, Oğuznamâler, Leylâ ile Mecnûn, Ferhat ile Şirin, Arzu ile Kamber, Yusuf ile Züleyha, Kerem ile Aslı, Tahir ile Zühre, Emrah ile Selvihan, Dede Korkut Hikâyeleri, Âşık Garip ile Şahsanem, İsmihan Sultan,  Köroğlu, Dadaloğlu, Karacaoğlan ile Gazavat-ı Ali (Hz. Ali Cenkleri), Zaloğlu Rüstem, Battal Gazi, Danişment Gazi, Kelile ve Dimme…Türk, İran, Hint, İslâm Masallarının unsurlarından ve halk hikâyelerinin deyişlerinden yararlanıyor. Şahsî gözlem ve deneylerini millî unsurlarla birleştirerek Türk Edebiyat Tarihi, Türk Halk Edebiyatı ve bunların ürünlerini kullanarak Şükran GÜNAY’ın daha ilk eserinde kendi tarz ve uslûbunu oluşturmuş olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. GÜNAY’ın daha sonraki yıllarda bu ve benzeri eserleriyle Türk Edebiyat Tarihinde önemli bir yer alacağını şimdiden söylemek isterim.

  Sanatçı doğrudan doğruya Türk Halk kaynaklarını kullanıyor. Halk Edebiyatının en eski ürünlerinden eselerden etkilenmiş, halk söyleyişinin, dehasının kıvrak zekasının işleyiş tarzını, Türkçenin engin ve sonsuz gücünü ustaca kullanmayı başarmıştır. Şükran GÜNAY, bunu bu küçük; ama hacmi ve yankısı büyük olacak olan eserinde göstermeyi başarmış okunası yazarlar içinde yer almaktadır.  

Şükran GÜNAY, eserin dilinde oldukça etkileyici, büyülü ve rengarenk Türkçeyi ustalıkla kullanmayı başarıyor. GÜNAY, Türkçenin bütün inceliklerini, kıvraklığını ve söz yaratmaktaki ustalığını, maharetini, gizemini, işleklik ve devvasa gücünü kullanarak adeta kelimelere akıcı ve kıvrak Türkçesiyle dans ettiriyor.

Şükran GÜNAY,  bu eserinde cümlelerin her çeşidini denemiş, devrik, kuralsız; düz, kurallı cümleleri ustalıkla kullanarak bu cümleleri eserinin hemen her yerinde ustalıkla ve maharetle halay çektirmeyi başarmıştır:

“Çekirdeksiz üzümler parmak üzümleriyle yarışırdı, salkım salkım. Biber, patlıcan, domates son ürünlerini verirlerdi güz başlarında. Güz çiçekleri olanca hızlarıyla morlu, kırmızılı pembeli, eflâtunlu, sarılı, renk renk açarlar, mevsimin tadını çıkarmaya çalışırlardı sanki…”

“O evde doğmuşum. “Sen güzün doğdun!.” Derdi annem. “Ağabeyim tüm kasabaya helva dağıtmış. ‘Ayaklarıma kara su indi.’  Sokak sokak dolaşmaktan”derdi ağabeyim.

GÜNAY, Şükran; GELİYORLAR,  Etki Yayınları, Eylül 2009 İZMİR; s.13

Halk deyişlerinden yararlanıyor:

“Akıllı kızım, sabah güneşi çişliye, akşam güneşi güzele gelirmiş… Tan yeri çoktaaannn! ağardı, kurtlar, kuşlar secdeden kalktı‚ haydi!”

GÜNAY, Şükran; GELİYORLAR, (En Değerli Miras), Etki Yayınları, Eylül 2009 İZMİR; s.15

Karagöz ve Hacivat oyunundan halk söyley

işinden yararlanıyor:

“Tak tak, tiki tiki tak!


Bedava olmaz tak tak!


Tak tak helvası geldiii!


Ye de tadına bak!”

GÜNAY, Şükran; GELİYORLAR, (En Değerli Miras), Etki Yayınları, Eylül 2009 İZMİR; s.16

Atasözleri ve deyimlerden yararlanıyor:

“Kazanmalıydı, alın teri önemliydi; damlaya damlaya göl olurdu. Çocuklarının gözü zenginlerde kalmamalıydı. Kuruşları toplayarak geçerdi koskoca gün!.”

GÜNAY, Şükran; GELİYORLAR, (En Değerli Miras), Etki Yayınları, Eylül 2009 İZMİR; s.17

Hikâyelerden çok hatıra (anı) ya yakın çalışmalar. Giriş, Gelişme sonuç, Serim Düğüm, Çözüm, bölümleri bir birinden ayrışmıyor. Kurgu olay, ayrışmalar sonuç, amaç tam belli değil.

Kör olmayasıca. Aldı başını gitti yine. …Ay başı tuttu. Hastane kapılarında çürüdüm.

GÜNAY, Şükran; GELİYORLAR, (Geliyorlar), Etki Yayınları, Eylül 2009 İZMİR; s.19

Mahalli dil öylesine oturmuş ki sayfalara, her haliyle insanı çekip büyüsüne kaptırıyor kendini:

“Kuşadası’na güneş bir başka doğar Pilav Dağı’ndan. Meydan okurcasına. Tepelerinden eteklerine salar günün ışıklarını… Sanırsın gelin telleridir, boylu boyunca yamaçlar sarıp  sarmalayan.”

GÜNAY, Şükran; GELİYORLAR, (Gavur Dağı), Etki Yayınları, Eylül 2009 İZMİR; s.23 

Sanatçı benzetmelerden yararlanarak kelimelerle gergef işler gibi eserini örüyor. Kelimelere dans ettirerek pistte alkışları almayı başarıyor:

“O ara bir turist geçti önümüzden. Bir “oh!..”ladı ki, içindeki çekilmezleri etimde kemiğimde hissettim. Anlat be amca! dedim. Açılırsın! Elleri titriyor, gözleri doluyor, birileri duyacak hissiyle sesini kısmaya çalışıyordu. Derin denizler mavisi gözleri, denizde firtınaya tutulmus gibiydi. Kimseler yok, bizi duymazlar dedim. Biraz rahatlar gibi oldu, başladı usulca anlatmaya:

-Anam çok çekti çoook! İstiklâl Harbi çetin oldu. Yalnız anam mı? Çoluk çocuk, ana kız, baba oğul yandı, cayır cayır…Kimileri yolda, kimileri uykuda, kimileri bayırda, tarlada, bağda, bahçada… Kızlarımızı da… Senin anlayacağın her taraf gavur tohumu ile dolduuu taştı.”

GÜNAY, Şükran; GELİYORLAR, (Gavur Hasan), Etki Yayınları, Eylül 2009 İZMİR; s.25

Hâlâ düşünürüm. Ne kadar zordur biz kadınların durumu değil mi? ‘Erkeğin elinin kiri, kadının yüzünün karası…’demişler. Kimler?

İyi ki Gavur Hasanlar var…

GÜNAY, Şükran; GELİYORLAR, (Gavur Hasan), Etki Yayınları, Eylül 2009 İZMİR; s.29

 “ Yaptığın banaysa öğrendiğin kendine yavrum.”

GÜNAY, Şükran; GELİYORLAR, (Tütün Tarlası), Etki Yayınları, Eylül 2009 İZMİR; s.37

Sanatçı bu eserinde Tanzimat Dönemi roman ve Hikâyesinde olduğu gibi konuyu yarıda kesip okuyucuya kendi duygu ve düşüncesini yansıtmaya çalışıyor. Onlara yol gösteriyor, telkinde bulunuyor. Bu ise ilk iptidai hikâyelerde görülen bir durumdu:

“Sevgili okur,

Bir dost dertlerini sıralamış. İçini dökmüş.

Birer birer hepsini okudum. Okudukça anılara daldım. Anılarım benden içeri süzüldüler ve silinmezlerden birini yaşama geçirdiler. İyi ki de geçirdiler! Aklımı başıma, Allah’a şükretmeyi insanca aklıma getirdiler. Düşündükçe o günleri; irkilir, kaşınırım yeniden. Şükrederim halime binlercesinden.

O küçük tarla kızı, Ben idim seneler öncesinden…”

GÜNAY, Şükran; GELİYORLAR, (Tütün Tarlası), Etki Yayınları, Eylül 2009 İZMİR; s.41

HİKÂYELERİNDEN ÖRNEK:

“EN DEĞERLİ MİRAS

Ege’nin şirin, verimli bir kasabasıdır Germencik. Aydın iline bağlıdır. Bir zamanlar; doğanın koynunda yaşatırdı fakirini. Kimseye el avuç açtırtmazdı insanını. Şimdi mi? Onu da bilenlere sormalı… 

Yarım asır öncesinde, bu kasabanın kenar mahallelerinden birinde bir ev vardı. Bahçesi cennetin habercisi gibiydi. Rengarenk çiçeklerine seferdeydi arılar, kokularına kanat çırpardı kelebekler. Tulumbanın başında göğe yükselen bir çift selvinin dallarına konan kuşlar cıvıldaşır, ağustos böcekleri durmadan şarkılarını, türkülerini okurlardı cır cır. Sonbaharın ilk demlerinde, ayvalar sarı sarı sallanır, narlar al yanaklı köy gelini gibi süzülürlerdi. Çekirdeksiz üzümler parmak üzümleriyle yarışırdı salkım salkım. Biber, patlıcan, domates son ürünlerini verirlerdi güz başlarında. Güz çiçekleri olanca hızlarıyla morlu, kırmızılı, pembeli, eflatunlu, sarılı, renk renk açarlar, mevsimin tadını çıkarmaya çalışırlardı sanki…

O evde doğmuşum. ‘Sen güzün doğdun’ derdi annem. Okuması yazması yoktu canım annemim. Doğduğumda babam çok sevinmiş. Ağabeyim tüm kasabaya helva dağıtmış. ‘Ayaklarıma kara su indi, sokak sokak dolaşmaktan.’ derdi rahmetli ağabeyim. Bana kızgın mısın dediğimde, ‘hayır, şaka yapıyorum kardeşim, ben de çok sevinmiştim’ derdi. 

Hani kız çocuğu doğunca pek de sevinilmezmiş ya bazı yörelerde? O yüzden de bir toplulukta sessizlik olduğunda ‘kız doğdu’ diyerek gülüşülür ya? Benim doğumumda tam tersi olmuş. Babama, anneme bayram olmuş gelişim. Egeli olmamız bir şanstır diye düşünürüm bu yüzden…

Çocukluğumda; yanağıma konan öpücüklerle uyandırıldım Doğanın mis kokularını taşırdı bu sıcacık ve yürekten gelen öpücükler. Yine Güneş’in doğum sancılarını yaşadığı, sabahın pırlanta saçlarının yayıldığı bir gündü. Babam hafifçe iki yanağımı öptü, uzun saçlarımı da sıvazlayarak sevdi. Uyandım, gözlerimi açtım, gülümseyerek baktım. Sarıldık baba kız.

“Yavrum hayırlı sabahlar! Akıllı kızım, sabah Güneş’i çişliye, akşam Güneş’i güzele gelirmiş… Tan yeri çoktaaannn! ağardı, kurtlar kuşlar secdeden kalktı‚ haydi! Benim uğurlu bebeğim, sabahın kokularını çekelim, güne hoş geldin, diyelim!“ dedi. Sol kolunun altına aldı, sarmaş dolaş odadan çıktık.

Babam:

Şu ananız yok mu? On parmağında on ayrı hüner! O’nun tarhana çorbasını kimse yapamaz. Şu bazlamalara bakın! Kayınvalidem sağ olsa beni çok sevecekmiş.Yeme de yanında yat! Ellerine sağlık gülümmm!..’ diyerek sofraya oturdu, bağdaş kurdu, sofra bezi ile ayaklarını örttü.

Babasının tombişi, anasının doğuştan sürmeli kızı ben, tulumbaya koştum. Sağ elimle su çektim, sol elimle ise yüzümü yıkadım. Sonra elimi yüzümü kuruladım, fistanımın eteklerini topladım, bağdaş kurup, şeker babamın yanına oturdum. Oh! sıcacık bazlamalar! Tarhana çorbasının kokusu daldı nefeslerimize. Bahçeden toplanmış maydanoz, taze biber, tere otu, nane her zamanki gibi sofranın baş köşesinde ve göz kırpıyorlardı çapkınca. Dayanmak kimin haddine? ! . Besmele ile başlandı kahvaltıya ve şükredildi sonunda. Olmayanlara da versin duaları gönderildi göklere. Toplandı yer sofrası, eller ağızlar yıkandı.

Sıra yapılacaklara gelmişti. Babam ekmek parası toplayacaktı. Fıstıklı taktak helvası ile kat kat doldurulmuş tepsi onu bekliyordu.Bembeyaz satış önlüğünü taktı, başının üstüne yuvarlak (annemin diktiği) bez simidi koydu. Tepsiyi başına, sehpasını kolunun altına yerleştirdi: „Allahaısmarladık yavrularım! Ananızı üzmeyin haaa! “ diyerek avlu kapısına doğru yürüdü. Ağabeyim sokak kapısını sonuna kadar açmış, babamın çıkmasını bekliyordu.Tam kapının yanına gelmişti ki, dayanamadı, kolundaki sehbayı açtı, tepsiyi üzerine koydu. Beni, ağabeyimi tekrar öptü. Koşarak annemin yanına gitti, sarıldı, alnına bir öpücük kondurdu. „Hayırlı işler! Kendine dikkat et, sıcakta kalma, öğle sıcağında dolaşma sakın! “ diyordu kaymak Hatice’si. Biz de onları izliyorduk sessizce… ‚Merak etme Hatice’m! ’ diyerek ayrıldı. Simitini başına koyarak yüklendi tepsiyi yine ve hoş bir şarkı tutturarak ayrıldı:


“Tak tak, tiki tiki tak!


Bedava olmaz tak tak!


Tak tak helvası geldiii!


Ye de tadına bak!”

Onun şarkısını beklerdi çocuklar. Paralarını akşamdan hazırlarlardı. Sokağın sonunda kayboluncaya kadar baktım. Akşama eve dönecek, o zamanlar büyük bir lüks olan fındıklı, Nestle çikolatasını getirecekti. Ben de bütün gün yaptıklarımı anlatacaktım kendi güzel, huyu güzel, adı güzel babama. Akşam sularında eve döndü çalışkan, dürüst babam. Anneme teslim etti kazancını:” Şunlar da benim kahve, çay param yavrum! ” dedi.

Şu an yazdıklarımı okumakta olan dost, anlatmaya çalıştıklarım sedece kısacık bir anı babamdan. Onun gibi bir başka baba tanımadım. O bir gönül adamıydı. Sevgisini yüreğinden diline oradan da sevdiklerine utanmadan döken. O, köy köy dolaşırdı, düğünleri kaçırmazdı. Kazanmalıydı, alın teri önemliydi; damlaya damlaya göl olurdu. Çocuklarının gözü zenginlerde kalmamalıydı. Kuruşları toplayarak geçerdi koskoca gün!

Yorgun, bitkin olmalıydı eve döndüğünde kesin.. Oysa sevgi taşıyordu gözünden gönlünden.

İLETİŞİM ve HABERLEŞME ADRESLERİ:

www.sukrangunay.com.tr

sukrangunay2009@windovslife.com

KAYNAKLAR:

GÜNAY, Şükran; “GELİYORLAR”  Etki Yayınları, Mürselpaşa Cad. Mithat Postacı İş Hanı No: 18/2 Basmahane/İZMİR,  Eylül 2009; s.112, İSBN: 978 605 5757 39 7 

Related Posts

Tags

Share This

Leave a Reply